Maslahatgüzar (charge d’affairs)
En alt düzeyde diplomatik temsilci. Maslahatgüzarlar, görev yapacakları ülkelerin devlet başkanı katınadeğil dışişleri bakanı katına atanırlar. Büyükelçi olmadığı zaman, yerine baktığı gibi, iki ülke arasındaki ilişkilerin düşük olduğu dönemlerde, en üst misyon başkanı olarak da görev yapabilmektedir. Birbirleri nezdinde büyük elçi ile temsil edilen ülkeler, çeşitli sebeplerle zaman zaman karşılıklı temsil düzeylerine maslahatgüzarlık seviyesine düşürebilmektedir.
Geçici maslahatgüzar, üst düzey diplomatik temsilci veya elçinin yokluğunda onun görevini yapar. Görevli olduğu sırada hem ev sahibi ülke hem de elçiyi gönderen ülke dışişleri bakanlıklarına bildirilir.
Daimi maslahatgüzar, ikili ilişkilerin düşük seviyede tutulduğu ülkeler arasında, kalsik misyon şefi olarak görev yapan diplomatik temsilcidir. Büyükelçi ya da elçinin bulunmadığı bu ilişki düzeyinde ikili ilişkiler maslahatgüzar seviyesinde yürütüleceğinden, söz konusu temsil daimi maslahatgüzarlık olarak adlandırılır.
Manda Rejimi (mandate)
I. Dünya Savaşı’ndan sonra galip devletlerin, eski Osmanlı ve Alman topraklarının bazıları üzerindeki yönetim yetkilerinin, Milletler Cemiyeti’nin belirlediği şartlar altında üye devletlere özel yetkiler ve haklar sağlamak amacıyla kullanılmasına dayanan rejim. Savaştan galip taraf olarak çıkan İtilaf Devletleri Almanya’dan ve Osmanlı Devleti’nden kopan sömürgelerin ve bağımlı ülkelerin kendi kendilerinin yönetecek bir gelişme düzeyinde bulunmadıkları gerekçesiyle bu topraklarda manda rejimi uygulama yoluna gittiler. Buna göre mandater olan devletler Milletler Cemiyeti’yle yapmış oldukları antlaşma şartları çerçevesinde himayesi altındaki devleti bağımsızlığa hazırlamak üzere vesayet görevini yerine getireceklerdi. Milletler Cemiyeti’nin getirdiği manda rejimi A.B. ve C olarak üç tip mandanın kurulmasını öngörmüştür. A tipi manda rejimi Osmanlı Devleti’nden ayrılan bazı topluluklara ilişkindi (Suriye ve Lübnan’ın Fransız mandasına girmesi). B tipi manda rejimi Orta Afrika’daki eski Alman sömürgelerini kapsıyordu (Ruanda-Brundi’nin Belçika’ya verilmesi). C tipi manda rejimi ise Güneybatı Afrika ve bazı Büyük Okyanus adaları için öngörülmüştü. (Güneybatı Afrika ve Nauru’nun İngiltere’ye verilmesi). Manda rejimi uygulayan ülkelerin bağımsızlığının kazanması, mandater devletin bu görevden istifası veya Milletler Cemiyeti’nin verdiği yetkiyi geri alması durumlarında sona erecekti. Günümüzde bu tür bir manda yönetimi bulunmamaktadır.
Mefhumu muhalif yorum-A contrario
Uluslararası mahkemeler tarafından başvurulan bir tür anlaşma yorumlama yöntemi. Birbirine zıt iki şeyden biri gerçekleşmişse diğerinin var olmayacağı varsayılmaktadır.
Mekik Diplomasisi (shuttle diplomacy)
Klasik diplomasi protokollerine uyulmadan seri bir biçim de yapılan, uzlaştırıcı görüşmeler yapma esasına dayanan ve genellikle bunalım dönemlerinde başvurulan diplomasi yöntemi. Bu yöntemi en etkinbiçimde kullanan kişi eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger olmuştur. En yoğun biçimde ABD tarafından Ortadoğu sorununa ilişkin olarak kullanılan bu diplomasi tekniği, günümüzde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından özel temsilcileri aracılığıyla da sıkça kullanılmaktadır.
Merkezi Anlaşma Örgütü-Central Treaty Organization/CENTO
Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngiltere arasında 1959 yılında kurulan bölgesel pakt. Yine aynı ülkeler tarafından 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı’nın devamı niteliğindedir. Amerika’nın, Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikaları çerçevesinde oluşturduğu bölgesel anlaşmalar dizisinin Orta Doğu ayağını oluşturmaktadır. Sovyetler Birliği’ni NATO ile Avrupadan kuşatan Amerikan yönetimi, CENTO ile Orta Doğudan, SEATO ile de Güney ve Güneydoğu Asyadan kuşatmaya almıştır. 1079 yılına kadar varlığını sürdüren örgüt, bu tarihte meydana gelen İran Devrimi sebebiyle sona ermiş ve askeri niteliğini kaybederek bölgesel bir ekonomik işbirliği teşkilatına dönüşmüştür.
Merkeziyetçilik-Centralism
Karar ve eylem yetkisinin tek merkezde toplandığı organizasyon şekli. Siyaset sosyolojisi açısından, toplumu örgütleyen kurum ve değerlerin tek bir siyasi merkezde toplanması.
Merkez-Çevre Ekseni/Centre-periphery
Ulusal ya da uluslararası alanda karşılıklı ilişki ve bağımlılık düzeyinin ifadesi. Buna göre, ulusal düzeyde olsun, uluslararası ilişkilerde olsun, belirleyici, değerli ve önemli olandan, belirlenen, etkilenen ve denetlenene doğru bir hiyerarşik iş bölümü söz konusudur. Uluslararası alanda bunun yansıması ise, merkezde gelişmiş kapitalist ülkeler yer alırken, çevrede ise az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin bulunması şeklinde olmaktadır.
Metin ile çekişmek-Derogation of text
Herhangi bir yasa ya da sözleşmeye dayalı olarak gerçekleşen uygulamanın yazılı metin ile çelişmesi. Resmi metinde öngörülen koşulların uygulanmaması.
Mevzuatın yakınlaştırılması-Approximation of laws
Avrupa Birliği sürecinde üye ülkelerin yasalarının topluluk müktesebatına uyumlu hale getirilmesi.
Meşru Savunma (self defense)
Uluslararası hukukta herhangi bir devletin kendisine karşı girişilen bir saldırıya karşı kendini savunma hakkı. Meşru savunma devletlerin doğal bir hakkı olarak tanındığından, meşru savunma durumunda devletin kuvvete başvurması yasal kabul edilmiştir. Meşru savunmanın sözkonusu olabilmesi için öncelikle ani, beklenilmez ve katlanılmaz bir durumun oluşması gerekmektedir. Ayrıca meşru savunma amacıyla girişilen eylemler akla yatkın, yani var olan tehlikenin kapsamı ile aynı orantılı olmalıdır. Meşru savunma kavramı BM sistemi içerisinde de ele alınmıştır. BM Antlaşmasının 52. maddesi meşru savunma hakkını çerçeve içerisinde onaylamaktadır.
Meşruiyet doktrini (tanınma koşulu)-Constitutive doctrine
Bir devlet yada hükümetin yasal olarak varlığının, diğer devletlerin o varlığı tanımasına bağlı olduğunu ifade eden anlayış.
Mihver politikası-Axis Policy
Almanya ve İtalya arasında 1936 tarihinde imzalanan bir anlaşma ile başlayan ve 1939 yılından sonra da askeri bir ittifaka dönüşen siyaset. O dönemde Berlin-Roma ekseni olarak isimlendirilmişti. 1940 yılında Japonyanın da ittifaka katılması ile Berlin-Roma-Tokyo eksenine dönüştü. 1945 yılında Mihver devletlerinin yenilmesi ile bu politika sona erdi.
Milis (militia)
Gerektiğinde kısa sürede seferber edilebilen sınırlı, askeri eğitim görmüş yurttaşların oluşturduğu askeri örgütlenme. Kimi zaman düzenli orduya yardımcı olmak üzere, kimi zaman da sivil halkın silahlandırılması ile oluşturulan kuvvetlerin çoğunlukla bölgesel savunma amacıyla kullanılır. Türk Kurtuluş Savaşındaki uygulamalar her iki duruma da örnek teşkil etmektedir. 1776 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında milisler hem düzenli asker kaynağını, hem de Amerikan kuvvetlerinin anagödesini oluşturmuşlardır. Günümüzde İsveç, İsviçre, İsrail ve birkaç ülkede acil hizmet için oluşturulan silahlı kuvvetlerin ana gövdesini milisler oluşturmaktadır.
Militarizm (militarism)
Devlet yönetiminde ve ülke sorunlarının çözümünde orduya ve askeri yöntemlere çok fazla önem verme. Milizarizm uluslararası alanda ise kendini yayılmacı ve saldırgan bir dış politika olarakgösterir.
Millileştirme (nationalization)
Bir ülkedeki yabancı doğal kaynak, hizmet ve kuruluşların siyasal, sosyal ya da ekonomik nedenlerle yerli mülkiyete dönüştürülmesidir. Millileştirme ilke olarak bir yasama işlemi ile yapıan ve millileştirilen özel girişimin sahiplerine yasanın öngördüğü belirli bir tazminat ödenir. Millileştirilecek girişimlerin belirlenmesinde bunların sektör düzeyinde (bankacılık, tele-kominikasyon, ulaştırma v.b.) ve büyüklükleri açısından objektif ölçütlere göre belirlenmesi önem taşımaktadır. Millileştirilen yabancı özel ve kamu girişimleri hem milli özel hem de milli kamu girişimleri olarak değerlendirilebilir. Millileştirme uygulaması çoğunlukla sosyalist ülkelerde görülmekle birlikte doğal kaynaklarını korumak ve dışa bağımlılığını azaltmak isteyen İngiltere, Fransa ve Avusturya gibi kapitalist ülkelerde de bu uygulamaya başvurulmuştur.
Milliyetçilik (nationalism)
Kendilerini birleştiren dil, din, kültür bağlarından dolayı ulusal bir topluluk oluşturmaları bilincine varan ve bağımsız bir devlet kurmak isteyen kimselerin oluşturduğu siyasal hareket, en genel adıyla ulusçuluk. Kendi ulusuna bağlılığının uluslararası ilkelere bağlılıktan ya da bireysel çıkarlardan daha önemli olduğunu ileri süren görüş. Siyasal birprogram ya da düşünceler bütünü olmaktan çok, bu tür programları ve düşünceleri temel alan siyasal bir bakış açısıdır. 16. yy’da feodalizmin zayıflamasıyla ortaya çıkmaya başlayan milliyetçilik, merkezi otoritenin güçlendirilmesi yönüyle mutlak monarşiler tarafından destek buldu. Ticaret devrimi, Vestefalya sonrası ulus devletin kurulması ve güçlenmesi milliyetçiliğin gelişim aşamasını oluşturmuş, 1789 Fransız İhtilali ile tüm Avrupa’da bir kasırga gibi esmiştir. Napolyon Savaşları da Milliyetçiliğin Avrupa’da güçlenmesinde iki yoldan etkili olmuştur. İlk olarak Napolyon Savaşlarıyla hemen hemen tüm Avrupa’yla savaşan Fransız orduları Fransız Devriminin temel ilkeleri olan “demokrasi ve milliyetçilik” kavramlarının özellikle çok uluslu imparatorluklara ulaştırılmasında etkin bir rol oynadılar. İkinci olarak, Napolyon’un en büyük hedefi olan kıta Avrupasını kurmak için savaşlarda kullandığı Fransız milliyetçiliğine tepki olarak bazı milliyetçilik akımları doğmuştur. Fransa’da ortaya çıkan 1830 ve 1848 Devrimleri 1789 Fransız Devrimi’nin ilkelerinin sağlamlaştırmış ve milliyetçiliğin 20. yy’ın başlarından itibaren milli özellikler yerine ırkçı doktrinin temel alınmasıyla milliyetçilik saldırgan bir şekle bürünerek İtalyan Faşizmi ve Alman Nazizmi ortaya çıkmıştır. Büyük bir güç haline gelen saldırgan milliyetçilik ve özellikle II. Dünya Savaşı öncesinde Hitler Almanyası’ndaki Nazist hareketler zamanında gerekli önlemlerin alınmaması sonucu II. Dünya Davaşı’nın çıkış sebebi olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrasında çoğu Avrupa devletinde karşılıklı bağımlılığın giderek artması sonucu milliyetçiliğin etkisi azalmaya başlamış, sonraları ise güçlü devletlerin egemenliğine karşı bağımsızlığı ve bağlantısızlığı savunan milliyetçi hareketler ortaya çıkmıştır. Bu sihirli kavramın etkisi dünyada hala bir şekilde devam etmektedir.
Misak, çok taraflı anlaşma-Charter
Uluslararası bir örgütün kuruluş yasası.
Misilleme (reprisal)
Bir devletin, bir başka devletin dostça olmayan bir davranışına olumsuz nitelikte bir eylemle karşılık vermesi. Devletler arasında işi savaşa götürmeden sorunların karşılıklı tavırlarla çözümlenmeye çalışıldığı savaş önlemlerindendir. Uluslararası hukuka uygun sayılan misillemede karşı tarafın çıkarlarını zedeleme amacı güdülür. Misillemenin, buna neden olan eylem ya da işlemle aynı ya da benzer nitelikte olması zorunlu değildir. Devletlerarası ilişki ve uygulamalarda bir devlet çoğunlukla kendi vatandaşlarına ağır vize düzenlemeleri getirilmesi, vergi oranlarının aşırı bir şekilde artırılması, vatandaşlarının yurt dışında haksız ve adil olmayan uygulamalara tabi tutulması ve bazı haklardan yoksun bırakılması durumlarında misillemeye başvurur. Misilleme aynı şekilde uygulamayla gösterileceği gibi, bir güç gösterisi, boykot, ambargo ve gümrüklerin durdurulması türlerinde de olabilir. Misillemenin bunun nedeni olan uygulama ya da işlemin sona erdirilmesinden sonra kaldırılması gerekir.
Misyon şefi yardımcısı-Deputy chief of mission
Elçilikte ikinci derecedeki memur. Elçinin olmadığı vakitlerde onun yerine vekalet eder.
Mutlak azınlık-Absolute minority
Oylamaya katılanların yarıdan daha az kısmının oluşturduğu azınlık durumu.
Mutlakiyetçilik rejimi-Absolutism
Devlet otoritesi üzerinde yasal sınırlamanın olmadığı ve tek otoritenin tek elde toplandığı siyasal sistem.
Muhalif görüş-Dissenting opinion
Uluslar arası Adalet Divanı yada milletlerarası mahkemelerde, her hangi bir karar oylamasında hem çoğunluğun görüşüne hem de bu görüşün kabulü için gerekçe gösterilen unsurlara karşı çıkan yargıç görüşü.
Muhazafakar partiler-Conservative parties
Ülke içi siyaset yelpazesinde geleneklere ve dine bağlılığı savunan, devletleştirmeye karşı reformlardan uzak ve özel teşebbüs yanlısı sağ partiler.
Müdahale (intervention)
Devlet ya da devlet grubunun, iç ve dış politikalarını etkilemek kendi çıkarlarına uygun bir hale getirmek için başka bir devletin işlerine karışmak. Bazen müdahale gerekebilir. Bunun için bazı koşullar lazımdır. Uluslararası Hukuk’a göre bunlar;
Müdahale eden devletin bu durum için yapılan bir antlaşmanın verdiği hak, imkan varsa,
Bir devletin, ortak olarak kararlaştırılmış ve anlaşılmış bir politikayı tek taraflı hareket ederek bozması.
Eğer müdahale, o devletin halkının yaşam ve güvenliği için gerekliyse,
Eğer devlet Uluslararası Hukuku ihlal ederse.
Müktesebat-Acquisition
Avrupa Birliğinde uygulanmakta olan tüm mevzuattır. Bunun içinde birliği kuran anlaşmalar, birlik organlarının kurduğu hukuk, ortak politikalar, üçüncü ülkelerle imzalanmış olan anlaşmalar, üstlenilmiş yükümlülükler bulunur.
Münhasır Ekonomik Bölge (restricted economic zone)
Kıyıdan başlayarak açık denize doğru en fazla 200 mil kadar uzanan bölgede gerek deniz yatağı altında, gerekse içerisinde kıyı devletine bazıegemenlik hakların tanınmasını içeren uluslararası hukuk kavramı. Kıyı devleti bu bölge üzerinde birçok hak edinir. Münhasır ekonomik bölge ilan eden devlet, bubölgede deniz yatağında ve deniz yatağı altında bulunan canlı ya da cansız doğal kaynakların aranması, işletilmesi, korunması ve yönetimi konusunda haklar elde eder. Ayrıca bu bölgede kıyı devletinin yapay adalar, tesisler ve yapılar kurma ve kullanma, bölgemsel araştırmalar yapma, deniz çevresini koruma ve gözetme gümrük, maliye, sağlık ve göçle ilgili düzenlemeler yapma hakkı vardır. Münhasır Ekonomik Bölge kavramı resmen 1982′de üçüncü Deniz Hukuku Konferansı’nda kabul edilmiştir. Türkiye 5 Aralık 1986′da Bakanlar Kurulu kararıyla Karadeniz’de münhasır ekonomik bölge ilan etmiştir. Bütün devletler açık denizlerde olduğu gibi münhasır ekonomik bölgelerde de ulaştırma ve haberleşme gibi amaçlarla kullanım hakkına sahiptirler.
Müttefik ordu-Allid army
Aynı ittifak çatısı altına bir araya gelmiş olan dost ülke orduları.
Mütareke-Armistice
Savaşan tarafların, aralarındaki savaş halini bir anlaşma ile durdurmaları. Genel ya da kısmi olabileceği gibi, mahalli ya da tüm savaş cephelerini kapsayacak mütareke de olabilir. Ateşkes anlaşması ile karıştırılmamalıdır. Mütarekeler uzun dönemli olurken, ateşkesler kısadır. Yine mütareke siyasal bir uzlaşma sürecinin başlangıcını ifade ederken, ateşkes ise yaralıların nakli, zaman kazanma ya da başka türlü girişimlere imkan verme gibi stratejik amaçlarla yapılır. Mütarekeye katılan temsilciler tam yetki ile donatılmış olmalıdır.
Nazizm (nasism)
Almanya’da Hitler’in liderliğinde 1933′de iktidarı eline alan National-Sosyalist İşçi Partisi’nin uyguladığı politika ve kurduğu düzenin ismidir. Nazizm geniş ölçüde Hitler’in fikirlerinden ve “kavgam” (Mein Kampf) adlı eserinden esinlenmiş ve devamlı olarak Hitler’in kişiliğinin etkisinde kalmıştır.
Sosyalistlere başlangıçta, Almanca (Sozialisten) olan ismi dolayısıyla kısaca “Sozi” denmekteydi ve ayrıca milliyetçi (Nationalisten) nitelikleri dolayısıyla “Nazi-Sozi” demişse de sonradan parti sadece “nazi” olarak anılmaya başlanmıştır.
Nazi Partisi, devletçi bir düzen kurmuş, politikada aşırı sağ bir görüşle, Alman ırkıın “Ari” ırk olduğunu ve bütün ırklardan üstünlüğünü savunmuştur. Yahudileri baş düşmanı saymış (Antisemitizm) ayrıca komünizme de büyük düşmanlık göstermiştir. (Antikomintern paktı), bütün Almanlar’ın aynı bir devlet haline gelmesi (İrredantizm) için çaba harcamıştır.
Ekonomik alanda da Nazizm, kendine yeterlilik politikası (Autarkie) taraflısı olmuş ve güdümlü, devletçi ekonomiyi benimsemiştir.
Dış politikada yukarıda açıklanan amaçları geliştirmeye koyulmuş, evvela Almanya için ezici ve ağır hükümleri olan Versay Andlaşması’nı değiştirmeye başlamış, ordusunu genişletmiş, Ren bölgesinin askerden arınma hükmünü kaldırmış, diğer ülkelerle eşit haklara sahiplik ilkesini savunmuş, Almanya’nın etrafının çemberleme politikasıyla düşman ülkelerce sarıldığını ileri sürmüş. Almanya’nın bir hayat sahası (Lebensraum) ihtiyacı içinde olduğunu artan nüfus ve gıda problemi için doğuya doğru yayılması gerektiğini savunmuştur ve Orta Avrupa’nın Almanlaşması (Mittel Europa) projesini uygulamaya koymuştur. Ayrıca daha sonra Hitler’in başarısı arttıkça dünyaya yeni bir düzen getirileceğini ve kendisinin bin yıl sürecek bu düzeni kurmakla görevli bulunduğunu savunmaya başlamış.
Nazizm içeride büyük bir disiplin kurmuş ve polis rejimi getirmiştir. Devlet gizli polisi (Gestapo) çok geniş yetkileri olan güçlü bir örgüt olmuş, herşeyi denetimine almıştır. Ancak, Nazizm Almanya’yı İkinci Dünya Savaşı’na sürüklemiş ve bağlup olarak parçalanmasına yol açmıştır.
Birçok Nazi ileri geleni savaş sonrasında Nürnberg Mahkemesinde yargılanarak mahkum olmuştur. Hitler ise savaşın son günlerinde Berlin’deki sığınağında intihar ederek ölmüştür. Yakın arkadaşı Mareşal Göring de mahkemeler sırasında aynı yolu seçmiştir. Diğer bir kısım ileri gelenler ise idam olundular veya çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar.
Niyet bildirisi-Declaration of intent
Akit tarafların tam yetkili temsilcileri tarafından, tek yanlı yada iki tarafın birlikte, anlaşma uygulamalarına ilişkin tasarı ve eğilimlerini açıkladığı belge.
Nötron Bombası (neutron bomb)
Doğal hidrojen dışındaki bütün atomların çekirdeklerinde yer alan nötronun çekirdekten ayrılması, bölünmesiyle elde edilen nükleer silahlı bomba. Bu bomba bir roket, füze, topu veya uçak aracılığıyla kullanılabilir. Kullanıldığı zaman, etki alanı dar olmasına rağmen, etki alanı içindeki toprağın altında veya zırhlı araçların içine sızarak tehlikeli olabilir. Bu tehlike canlılar için tehlikeli olan yoğun nötron ve gama ışınımı dalgasından dolayıdır. Nötron bombası daha çok bir taktik silahı veya savaş alanı silahı olarak kullanılır. Ayrıca caydırıcı bir niteliğe de sahiptir.
Nuncio: bkz. Diplomatik Protokol
Nüfus Değişimi (population exchange)
Halkın belirli bir bölümünü oluşturan kesimlerin karşılıklı olarak iki devlet arasında değiştirilmesi. Mübadil (Mübadeleye dahil olan kişi) olan kişi bu yolla güce zorlandığı gibi göç ettiği ülke devletinin vatandaşlığını da zorunlu olarak kazanır.
Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan mübadele anlaşması bu konuya örnek gösterilebilir.
Nükleer Caydırıcılık (nuclear deterrence)
Bir devletin veya devlet grubunun başka bir devletin kendilerinin istemediği veya çıkarlarına aykırı olduğu bir politikayı uygulaması için, ellerindeki nükleer gücü koz olarak kullanması.
Araçlar:
Genel askeri kapasite
Süper kitle-imha silahları
İttifakı bitirme
Misillemede bulunma tehdidi
Nükleer Kış (nuclear winter)
Nükleer silahlara sahip devletler arasında yapılacak bir savaşta bütün nükleer silahların karşılıklı kullanılmasıyla dünya ve insan üzerinde oluşturacağı etki ve yeni oluşacak olan yaşam ortamı.
Nükleer kışın çevresel etkisi, insan yaşamının devam edip etmeyeceğini soru olarak bırakmaktadır. Nükleer patlamaların bundan başka etkileri ise genel bir radyoaktif serpinti ve dünyanın ozon tabakasının yok olması.
Nükleer Silahlar (nuclear weapons)
Yokedici gücüne, bombanın içindeki malzemelerin enerjiye dönüştürülmesiyle sahip olan silah. Bu silahlar, patlayıcı makinalardır. Mesela, bomba, top, torpedo, füze. Güçlü nükleer silahlar geleneksel silahlardan daha etkili ve yıkıcıdır. Nükleer silahlar sık sık atombombası ve hidrojen bombası diye adlandırılır (sınıflandırılır).
İki nükleer bomba II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Birleşik Devletlerce, Japonya’nın Nagasaki ve Hiroşima kentlerine atılmışır.
Olağanüstü özel oturum-Emergency special session
BM Genel Kurulunun; çok acilen görüşülmesi gereken siyasal gelişmeleri ele almak üzere Güvenlik Konseyinin talebi yada BM üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine yaptığı toplantı. Böyle durumlarda, BM Genel Sekreterliği, toplantılardaki temsil düzeyinin de, toplantının önemine göre yüksek olmasını isteyebilir.
Oldu-Bitti Politikası (politique de faite accomplie)
Diplomasi ve uluslararası ilişkiler alanında, bir devletin müzakere yoluna gitmeksizin kuvvet kullanarak fiili durumlar yaratması ve bunu diğerlerine kabul ettirmeye çalışması veya bir anlaşmaya dayanan danışma yükümlülüğünü yerine getirmeksizin kendi başına hareket ederek, bu anlaşmaya taraf diğer devletlere bir nevi sürpriz olarak benimsetmeye çalışmasıdır.
Oldu-bitti politikası, bazen yarar sağlar ise de bazen de çeşitli anlaşmazlıklar ve bunalımlara yol açabilir. Örneğin 1968′de Rusya’nın Çekoslovakya’da Dubçek’in yönettiği liberalleşme akımı üzerine ülkeyi askeri kuvvet göndererek bir gecede işgal ile denetim ve yönetimaltına alması bir oldu-bitti politikası uygulamasıdır. Bu davranış, Rusya için komünist blokun (Varşova Pakı) birliği açısından bir yarar sağlamamışsa da bir çok diğer ülkelerde kuşkular uyandırmış, blok içinde psikolojik çatmalar ve sürtüşmelere yol açmıştır.
Öte yandan 1973 Altı Ekim Savaşı sırasındaki Ortadoğu bunalımının ABD’nin Avrupa’da NATO’ya tahsisli kuvvetlerini, diğer müttefikleri bildirip danışmaksızın alarma geçmesi, daha sonra da Avrupa Dokuzların (çoğunluğu NATO üyesi Ortak Pazar ülkeler) ABD ve diğer müttefikleriyle danışmanlarda bulunmaksızın Arap ülkeleriyle görüşmelere girişme kararı, bu ittifak içinde tarafsızlık yaratan oldu-bitti eylemi örnekleridir. Bu durum üzerine, NATO ülkeleri Atlantik İşbirliği bildirisinde bu tür davranışlarda bulunmamayı da bir ilke olarak kabullenmişlerdir.
On İki Adalar-Dodecanese
Ege Denizi ndeki Rodos, Kos, Kalymnos(Kelemez), Karpatros(Kerpe), Patmos(Batnos), Leros(İleryos), Hakli(Herke), Nyssiros(İncirliada), Kassos(Çoban), Astypalea-Astopatya(İstanbulya), Tylos(İlkil), Symi(Sömbeki), adalarından oluşan adalar dizisi. Bunlara ilave olarak, Pserinos, Agathonissi, Megisti, Telendos, Lypsi ve Arkyi adaları da On İki Adalarla birlikte anılmaktadır. Sayıları 18 bulan ve Birinci Dünya Savaşı’na kadar Osmanlının hakimiyetinde olan adaların, savaştan sonra elden çıkması ardından ilk yasal düzenleme, 1923 yılına Lozan Barış Anlaşması ile yapıldı. 1947 tarihli Paris Barış Anlaşması ile Yunanistan’a verildi. Yunanistan’ın adaları silahlandırma girişimleri sebebiyle kimi dönemler Türkiye ile Yunanistan arasında gerilimlere neden olmaktadır.
Onsekiz Devlet Silahsızlanma Komitesi-Eighteen Nations Disarmament Commitee
1961 yılında BM Genel Kurulu’nun kararı ile kurulan ve on sekiz ülkenin üye olduğu Cenevre Silahsızlanma Komitesi. Komitenin amacı, dünyadaki silahsızlanma yarışını sona erdirmek ve bu yöndeki çabalara öncülük etmekti. Daha sonra 1969 yılında isim değiştirerek Silahsızlanma Komitesi Konferansı adını aldı.
Orta Elçilik
Diplomatik derece ve protokol sorunu kapsamlı bir şekilde ilk defa 1815 tarihli Viyana Kongresinde ele alınmıştır. 19 Mart 1815 tarihinde bir tüzük kabul edildi ve diplomatik temsilciler şu sınıflara ayrıldılar: a)büyükelçiler, legatus ve nunciolar b)Hükümdarlar katına atanan orta elçiler, c)Maslahat güzarlar.
Bu tüzüğün kabulünden üç yıl sonra 21 Kasım 1815 tarihinde Aix-la Chapelle Kongresi sırasında imzalanan protokolde olası tartışmaları ve anlaşmazlıkları önlemek üzere diplomasi temsilcileri şöyle sıralandırılmıştır:
a) Büyükelçiler
b) Orta elçiler
c) Maslahatgüzarlar (işgüderler)
d) Yerleşmiş elçiler (muhkim elçiler)
Bu sınıflandırma biçimi 2 Mart-14 Nisan 1961 tarihinde Viyana’da toplanan “Diplomatik İlişki ve Bağışıklıklar Hakkında B.M. Konferansı”nda küçük düzeltmelerle kabul edilmiştir. Sınıflandırma şöyledir:
a) Devlet başkanı katına atanan büyükelçiler ve nuncio denilen papalık temsilcisi,
b) Devlet başkanı katına atanan orta elçiler ve internunciolar,
c) Dışişleri bakanı katına atanan işgüderler.
Ortak Üyelik (member associate)
Kimi uluslararası örgütlerde ortak üyelik diye anılan bir statüye rastlanmaktadır. Bu statü, sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş bir kavrama bağlı bulunmayıp, ilgili örgütlere göre değişmektedir. Örneğin, Ortak Üyelik Avrupa İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) çerçevesinde tam üyeliğe kabul edilmeden önceki hazırlık aşamasında geçici üyelik statüsünü belirtmektedir. Bir başka örnek de 20 Kasım 1992′de Roma’da imzalanan Norveç ve Türkiye’nin Batı Avrupa Birliği ortak üyeliğine ilişkin belge ve ona ekli mutabakat zaptı ile oluşturulan ortak üyelik statüsüdür.
Orta Yoğunlukta Çatışma (mid-intensity conflict)
ABD’nin soğuk savaşın bitmesiyle birlikte ortadan kalkan yüksek yoğunlukta çatışma stratejisinin yerine getirdiği savaş stratejisi. Bu strateji süratle yoğun bir ateş gücünü düşmanı en kısa zamanda yok etmeye yönelik olarak kullanmayı öngörmektedir. ABD bu yeni stratejiyi 1991′de Irak’ta uygulamıştır.
Ortaklık Anlaşmaları-Association Agreements
AB ile bu birliğe üyelik için hazır olmayan ülkeler arasında imzalanan ve aday ülkeyi ileride tam üyeliğe götürecek olan anlaşmalardır.
Ortaklık Konseyi-Association Council
1-Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerini yöneten en üst organ. Türkiye’nin dışişleri bakanı ile AB ülkelerinin dışişleri bakanları veya ilgili bakanlarından oluşur. Bunların yanı sıra, Komisyon ve Konseyin de birer temsilcisi bulunur.
2-Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 1997 yılında kurulan ve iki taraf arasındaki aşamalı bütünlüşme sürecini yürüten organ.
Ortak Avrupa Evi-Common European Home
1985 yılında dönemin Sovyetler Birliği lideri Mikhael Gorbachev/1931 tarafından önerilen ve barış içinde bir Avrupa özlemini gerçekleştirme hedefini ifade eden siyasal proje. Atlantik ten, Urallar a kadar bütünleşmiş bir Avrupa mantığını Savunmaktadır.
Ortak Dış Ticaret Politikası-Common external trade policy
Avrupa Birliği ne üye tüm ülkelerin, üçüncü ülkelere karşı uyguladıkları ortak dış ticaret politikası. Günümüzde ortak gümrük tarifeleri, ithalat-ihracat rejimleri ve mali konularda, tüm birlik üyeleri arasında tam bir siyaset birliği biçiminde uygulanmaktadır.
Ortak Pazar-Common market
1. Birçok ülkeden oluşan bir topluluğun tek bir ekonomik Pazar haline gelmesi. Başlangıçta, üyeler arasında gömrük vergi ve resimleri kaldırılarak, her türlü ticari engel yok edilir ve makul bir rekabet ortamı oluşturulur.
2. Başlangıçta amacı, üye ülkeler arasında tek bir Pazar yaratmak, iktisadi bir birlik kurmak olan Avrupa Birliğinin ekonomik hedefi. Avrupa tek pazarının amacı, AB üyeleri arasında malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını kısıtlayan her türlü engelin kaldırılarak, tek bir iç pazarın kurulmasıdır. 1958 yılından 1993 yılına kadar geçen süreçte bunu başaran Avrupa, tek Pazar haline geldikten sonra dünya ticaretinin yüzde 43 ünü, üretimin yüzde 30 unu gerçekleştirmektedir.
Ortak piyasa düzeni-Common organisation of the markets
Avrupa Birliği üyelerinin ortak tarım politikasının uygulanma biçimi. En gelişmiş haliyle ortak piyasa düzeni, önceden tespit edilmiş bir fiyat rejimiyle bu rejimin gerek içeriye gerekse dışarıya karşı desteklenmesini sağlayacak mekanizmalardan oluşur. Bir tür korumacılık uygulamasıdır. Bu uygulama AB tarım üretiminin yüzde 95 ini kapsamaktadır.
Ortak Politikalar-Common policies
AB gibi yapılanmalarda, kendi içinde bütünleşmeyi gerçekleştirmek için benimsenen ortak anlayış ve uygulamalar. Tarımdan, demir yoluna, balıkçılıktan, dış politikaya, ortak kara yolu taşımacılığı politikasından, enerji ve eğitim politikalarına kadar her alanda üye ülkeler arasında tüm mevzuat, kanun ve uygulamaların ortak hale getirilmesi siyaseti.
Ortak sorumluluk-Common responsability
Avrupa Birliği benzeri entegrasyon süreçlerinde, birliğe üye ülkelerin bu üyelikten kaynaklanan mali, siyasal yada psikolojik yükümlülükleri paylaşması.
Orta Doğu takım yıldızı-Constellation of Middle East
Orta Doğu bölgesindeki ülkeleri belirtmek amacıyla kullanılan bir kavram.
Ortak Tehdit Azaltımı-Cooperative Threat Reduction
ABD ile Rusya arasında 1991 yılında imzalanan ve iki ülkenin karşılıklı olarak gerilim yaratıcı unsurları azaltmalarını öngören protokol. Buna göre, ABD, Rusya’nın savaş başlıklarının sökülmesinde, korunmasında ve bu silahların başka ülkere yayılımının önlenmesinde bu ülkeye gerekli ekipman, hizmet ve teknolojik desteği verecektir. 2006 yılına kadar yürürlükte kalacak olan program çerçevesinde, Rusya’da 12500’den fazla nükleer savaş başlığı sökülmesi öngörülmüştür.
Ortak sosyal sorumluluk ilkesi-Corparate social responsibility
Günümüzün yaygınlaşmakta olan global ekonomik ilkelerinden biri. Buna göre, uluslararası şirketler, kendi ekonomik çıkarlarının yanı sıra, yatırım yaptıkları ülkelerin kalkınması, sosyal yaşam koşullarının geliştirilmesi gibi sosyal içerikli konuları da göz önünde bulundurmalı ve bunların gelişmesine katkı sağlamalı.
Otarşi-Autarchy
Bir devletin ihtiyaçlarını kendi iç bünyesinde karşılayan, uluslararası ekonomik ilişkilerini en düşük seviyeye indirmesidir. Temelinde ekonomik bakımdan kendi kendine yeterlilik vardır. Bu sistem uluslararası işbölümüne kapalıdır ve tam bir ekonomik bağımsızlığı hedef alır. Dış dünyadan korku kaynakların askeri amaçlara bağlanması dolayısıyla dış ticaret avantajlarının kaybedilmesi ve ideoloji baskısı otarşi eğilimlerini güçlendirir. Modern çağdaki otarşi denemelerine örnek olarak Rusya’nın 1917′de, Almanya’nın 1934′de uygulamaya başladıkları dış ticaret denemeleri gösterilebilir.
Oyalama Politikası
Diplomatik görüşmelerde parlamento hayatındaki engelleme taktiklerini andıracak şekilde sonucu geciktiren davranışlara dendiği gibi, uluslararası ilişkilerde bir devletin çözmeyi arzulamadığı bir konuyu çeşitli taktikler kullanarak sürüncemede bırakmasıdır. Ayrıca, bazı durumlarda zaman kazanmak ve bu arada gerekli alanlarda tedbirler almak veya hazırlıklar yapmak için başvurulan tutum için de bu deyim kullanılır.
Oybirliği doktrini-Doctrine of consensus
Uluslar arası hukuk kurallarının, çoğunluğun rızasına göre çıktığını savunan yaklaşım. Söz konusu teori, devletlerin; işbirliği ve sosyal dayanışma çerçevesinde bazı haklarında vazgeçtiğini ve benimsemese dahi o hukuk kurallarına uymak durumunda olduğunu ifade eder.
Oyun Teorisi (game theory)
Şu iki özel durumda uygulanabilecek bir teorik analizdir: (1)Bir oyuncunun elde ettiği kazancın diğerinin (veya diğerlerinin) kaybını oluşturduğu mutlak çelişki durumu. (2)Çelişki ile işbirliğinin karma durumu şöyle ki, bu durumda oyuncular ortak kazançlarını artırmak için işbirliğine girişebilirler, ancak yine de kazancın dağıtımı konusunda bir çelişki sözkonusudur. Oyun teorisinde ekonomik, sosyal bir çelişki sözkonusudur. Oyun teorisinin ekonomik, sosyal ve siyasal alanda uygulanabileceği pekçok durum bulunabilir. Teoriyi ilk kez orataya atanlar J. Von Nevmann ve O. Mongenstein’dir. Oyun teorisi sonradan uluslararası politikada da kullanılmaya başlandı. II. Dünya Savaşından sonra birkaç büyük devletin uluslararası sistemi belirlediği bir ortamda bu teoriye başvurulabilir. Bu anlanların başında çatışma analizi ve strateji konuları gelmektedir. Bu temelde kurulan oyun modelleri başlıca iki varsayıma dayanmaktadır: a)Sıfır toplamı modeli; bu modelde taraflardan birinin kazancı doğrudan bir diğerinin kaybı anlamına gelmektedir. Soğuk savaş döneminde büyük güçler açısından bu tür bir ilişki var. Böyle bir durumda dahi taraflar kendi açılarından en rasyonel stratejiyi bulmaya çalışırlarsa birisi “en iyisini” seçerek bir denge noktasını yakalayabileceklerdir. B) Sıfır toplamlı olmayan model. Bu model, taraflar yine esas olarak birbirlerine rakip olmakla beraber, her iki tarafın da karlı olabileceği denge durumları sözkonusu olabilmektedir. Oyun teorisinin uluslararası politikaya uyarlanışı konusunda üçüncü çabalar Thomas C. Schelling’in çalışmaları olmuştur.
Ozon Tabakasının Korunması Sözleşmesi-Convention for the Protection of the Ozone Layer
Mart 1985 tarihinde Viyana da imzalanan ve Eylül 1988 tarihinde yürürlüğe giren çok taraflı anlaşma. Söz konusu anlaşma, ozon tabakasının korunması için alınması gereken önlemleri sıralamaktadır.
Önleyici Diplomasi (preventive diplomacy)
Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi tarafından “önleyici diplomasi” yoluyla dünyanın her yerinde barış ve güvenlik sağlamak ve Birleşmiş Milletler ile daha çok işbirliği halinde çalışmak amacıyla nükleer silahlarını hemen hemen yarıya indirmek konusunda anlaşan ABD ve Rusya’ya ve başka ülkelere yönelik olarak 31 Ocak 1992′de ortaya atılan bir gündem düsturudur. Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand Güvenlik Konseyi’ne hitap ettiği sırada, artık “Yeni Dünya Düzeni”ni kurmayı hızlandırmak için “önleyici diplomasi” ye ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Rusya Başkanı Boris Yeltsin, Konsey toplantısının ardından 1 Şubat 1992′de Camp David’de, ABD Başkanı George Bush ile nükleer ve konvansiyonel silahların indirimi, ve Birleşik Devletler Topluluğu (BDT) üyeleri arasındaki barış konularını görüşmüştür.
Önsel-A priori
Deneyim ve tecrübeden önce zihinde var olan ve doğrudan doğruya akla dayanan, deneyim öncesi bilgi.
Özel elçi-Ambassador at large
Özel bir görevle görevlendirilen ve elçilik misyonu o görevin yerine getirilmesi ile sona eren elçi. Uluslararası siyasette sık rastlanan bu uygulama, herhangi bir ülkenin karşı tarafa kendini ve uyguladığı politikayı daha iyi anlatmak için baş vurduğu yollardan biridir. Özellikle kriz ve gerilim günlerinde, ülkeler arasında özel elçiler çok önemli fonksiyon görürler.
Özerklik, Muhtariyet-Autonomy
Bir devletin sınırları içinde yer alan bi ya da birkaç bölgenin idari yönden belirlenmiş bazı alanlarda serbest olmasıdır. Bu serbestlik genellikle içişlerinde tam serbestlik, dışişlerinde ise merkezi otoriteye bağlılık şeklinde görülmektedir. Irk, din, dil gibi farklılıkların önemli rol oynadığı özerklik uygulamalarında, her ne kadar belli ölçüde merkezi devlet otoritesine bağlılık varsa da bu genellikle zayıflamakta olan bir bağdır.
Üniter ya da federal devlet sisteminde, bölgelerin ya da kamu kurumlarının belli sınırlar çerçevesinde siyasal ya da yönetsel anlamda kendi başına karar alabilme ve uygulayabilme serbestliği.
Siyasal anlamda özerklik, bir devlet sınırları içinde belirli bir ülkeye, bölge ya da yöreye içişlerinde serbestlik tanımayı ifade eder. Genellikle çok uluslu devletlerde görülen özerklik uygulamalarının merkezi hükümet yetkililerinin belirli oranda sınırlandırıldığı yönetsel bir düzenleme biçimidir. Özerklik federe bir statü taşımayan ama merkezi hükümeti vesayet denetimine bağlı olarak içişlerinde belirli bir serbestlikten yararlanan bir yönetim biçiminde ortaya çıkabilir. Eski Yugoslavya’da Kosova ve Çin’de Sinkiang (Doğu Türkistan) bu tür bir özerkliğin örnekleri sayılabilir.
Özel ekonomik bölge-Exclusive economic zone
Ülkelerin birbirlerine karşı tanıdıkları ekonomik ayrıcalık. Bu tür bölgelrde üretilen ürünlerin anlaşmaya taraf ülkelere vergi muafiyeti yada düşük vergiyle girmesi avantajı vardır.
Özümleme (assimilation)
Bir sosyal ve kültürel grubun başka bir sosyal ve kültürel grubun bir parçası olma, onun içinde erimesi süreci. Özümleme bir ülkeden başka ülkeye gidildiğinde olabileceği gibi aynı ülke içinde bir yerden başka ülkeye gidilmesiyle de olabilir.
Asimilasyona uğramış bir grubun ilkelerine, değerlerine, hukuk kurallarına, kurumlarda, geleneklerde ve gereksinimlerin giderilmesinde kullanılan oranlarda büyük değişiklikler olur. Yani yaşam biçimi değişir. Bazen bunları hepsinin değişmediği bazı eski özelliklerin de sürdürüldüğü olur.
Özümleme bazı durumlarda olmayabilir veya yavaş yavaş olur. Bazı gruplar, azınlık olanların kendi içlerine girmelerini istemezler (yahudiler) veya azınlık olan grup kendi yaşam biçimine sıkı sıkı sarılır ve yeni yaşam biçimine adapte olmaktan sakınabilir.
Gelişme Endüstri devletlerinde genellikle azınlıklar çoğunluğa asimile olurken gelişmekte olan ülkelerde bazen çoğunluk olan grup azınlığa assimile olur.

RSS besleme
Twitter (takip et)
Facebook 







Suriye'de gerilim tırmanıyor. ABD Suriye Büyükelçiliğini tahliye etti. İlgili haber için tıkla 